SİYASETİN GÜLMECELERİ

3_maymun_slayt

Siyaset Gülmeceleri ve Anekdotları
Cazim Gürbüz

Meclis TV’yi izliyor musunuz? “Ateş sana kim üfürdü?” derdi büyüklerimiz, milletvekillerinin çoğu ateş, çoğunun ağzı da bu ateşe üfüren birer körük.

Espri yok, ince alay yok, fıkralık olay yok… Hazırcevap, renkli kişilikler devede kulak…
Eskiden hararetli tartışmalar yok muydu, yok muymuş? Vardı, varmış, ama nükte ve gülmece de varmış.
Gittikçe bayağılaşıyor siyaset, nitelik ve düzey yitiriyor…

Bugün sahne-i siyasetten ilginç gülmece manzaraları izleteceğim. Güldüreceğim. Güldürürken düşündürteceğim.
Başlayalım hemen:

Şark’ta kim şekavet yapacak?
Babamın halasının oğlu Ekrem Ocaklı, Demokrat Parti’den Gümüşhane milletvekilliği yapmıştı 1954-1957 döneminde. 1969 yılında üniversite öğrencisiyken Bayburt Demirözü’nde ata ocağımızda kendisini ziyaret etmiştim, o ziyarette anlatmıştı Ağrı Milletvekili Halis Öztürk’ün dediklerini.

Halis Öztürk, ya da yöresindeki adıyla “Şipkanlı Halis Bey”, 1930 Ağrı isyanının dört elebaşından biri. Yargılanıyor, bir süre hapis yatıyor, sonra af çıkıyor, serbest kalıyor. DP döneminde de milletvekili oluyor üç dönem. Halis Öztürk’le Ekrem amcam yan yana oturuyorlarmış mecliste, kürsüye hiç çıkmayan, Türkçesi de kıt olan güneydoğulu bir milletvekili söz almış birdenbire.

Halis Öztürk şaşırmış: “Ola, bu herif ne diyecek?” diye merak ediyormuş. O milletvekili başlamış konuşmaya, diyormuş ki “Şark’ta şekavet hadiseleri (yani doğuda eşkıyalık) oluyor, hökumat uyuyor mi?”. Halis Bey kahkahalarla gülmeye başlamış, yerinden seslenmiş: “Ola oğlum geç yerine, otur otur, yahu şarkta kim şekavet yapacak, sen de buradasın, ben de!..”

Evet, şarkta şimdi de şekavet var ve o şekavetin asıl başları yine mecliste, öyle değil mi? Ve ne çare ki, samimi bir Halis Öztürk yok aralarında.

Anayasayı tangur tungur etmişim
O ki Ağrı milletvekilinden başladık, bir başka zaman diliminde bir başka Ağrı milletvekiliyle devam edelim. Bu milletvekilinin adı Mikail Aydemir… 1977 seçimlerinde Güven Partisi’nden seçilmişti, o seçim sıralarında ben de Ağrı’da yedek subaydım, Ağrılıların “Miko” dedikleri bu kişinin esprileri anlatılırdı halk arasında. Miko, daha sonra Adalet Partisi’ne geçti. 1980 ihtilalinde çeşitli partilerden 100’e yakın milletvekili tutuklanıp Ordu Dil Okulu’na tıkılmıştı. Bunların arasında Mikail Bey de vardı.

Orada tutuklu bulunan CHP Muğla milletvekili Sami Gökmen, “Derin İzler” adlı kitabında, Aydemir’le aralarında geçen bir konuşmayı naklediyor. Sami Gökmen “Mikail Bey, seni neden aldılar içeriye?” diye soruyor. Mikail Bey “Anayasayı tangur tungur etmişim” diyor. Hani Türk Ceza Yasası’nda bir madde var ya “Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya” diye başlayan, onu diyormuş.

Lo Memet, bu Acavit sapıttı mi?
Sami Gökmen’in anıları ile sürdürelim. CHP ve AP milletvekilleri söz birliği edip maaşlarına zam kararı alırlar. Başbakan Ecevit, Bulgaristan’dadır o sıralar. Duyunca bu zam işini, telefon edip derhal bundan vazgeçilmesini ister ve tabii akan sular durur, zam da durur.
Birkaç gün sonra, AP’li doğu illerinden bir milletvekili CHP kulisine gelir, kaymakamlığından tanıdığı CHP’li eski Adalet Bakanı Mehmet Can’a seslenir:
-Lo Memet
-Buyur Ağa.
-Ağa çiye (kim) lo, ağa bırçi (aç)…
-Ule ne oldi?
-Ne oldi var mı? Lo Memet bu Acavit sapıttı mi? Acavit ne poh yer bele? Mayış vermir. Acavit parayı netsin? Dört topal pisik (kedi), bir guru gari. Yemiir, içmiir, etmiiir. Acavit parayı netsin? Bende üç gari igirmi çocik, para yetmir. Lo Memet bu Acavit ne yapir bele?

Erkekliğimin zekatını versem
“Anadolu Fırtınası” derlerdi ona, bir esti mi mecliste, hazırcevaplılığı ile kırar geçirirdi genel kurulu. Osman Bölükbaşı’dan söz ediyorum. DP milletvekili Murat Ali Ülgen’le tartışıyorlar. Murat Ali Ülgen “Yalan söyleme, erkeksen doğru konuş” diyor. Yanıt müthiş: “Murat Ali, erkekliğimin zekâtını versem, kırk sene yeter sana.”

Ekşi Pestil Bakanı
Rahmetli Gün Sazak’ın bürokratlarından biri de bendim. 1978 yılında Erzurum’dan Gürbulak sınır kapısına gidiyoruz uzun bir konvoyla. Gün Bey, Erzurum’un Horasan İlçesi’nde halkı kıramıyor, bir kahvehaneye girip oturuyor, dertlerini dinlemek, hallerini anlamak istiyor.

Sohbet tıkırında giderken, daha önce MHP İlçe Başkanı iken, başkanlıktan alındığı için kızıp gidip CHP’ye geçen bir kişi ayağı kalkarak –aklınca- kışkırtıcı bir sor soruyor:
-Sayın Bakan Sayın Bakan! Ramazan geliyor, millet sahurda ezip içecek ekşi pestil bulamıyor. Ne olacak bu işin sonu, sen buna cevap ver buna!

Gün Bey gayet sakin, gülümsüyor, cevabıyla bizleri de güldürüyor:
-Güzel soru Behzat Beyciğim, haklısın da… Fakat yanlış adama soruyorsun, ben Gümrük ve Tekel Bakanıyım, bu soruyu sen sakla, Ekşi Pestil Bakanı gelince ona sorarsın…

Davullar ve Tokmaklar
1950 seçimleri… Bayburtlu milletvekili adayı kürsüye çıkmadan önce, davulcuya talimat verdi: “Ben onu yapacaam, bunu yapacaam dedükçe, sen de davula bir tokmak indüreceksen, dikkati çekeceyük.”

Aday başladı:
“Benim partim başa gelürse, toz parasını galduracah!”
“Dannn!”
“Sade toz parasını değil, yol parasını da galduracah!”
“Dannn!”
“Esgerlügü de galduracayuh!”
“Dann!.. Dannn!.. Dannn!.. Dan dan dan dan!”
Aday indi kürsüden eline sarıldı davulcunun bağırdı:
“Vola ne olir, niye ele eşge geldin durmadan vurirsan?”
“Efendi Emi, bele yalana tek tohmah yeter mi? Sallama barını çaliram!”

Ülkücüdür Her Mevkide Oynar
Yeni mesaj Gazetesi Yazarı, benim kadim dostum, kardeşim Mustafa Aslan, 20 yıl kadar önce Ankara’da kahvecilik de yapmıştı. Bir gün, bir Anadolu ilinden bir genç gelir yanına, bir dostu, bir selamla yanına yollamıştır. Genç, futbolcudur, Gençlerbirliği’ne transfer olmak istemektedir, Mustafa’dan yardım istemektedir.

“Yahu yeğen, ben topu görsem bomba sanırım, hiç anlamam bu işlerden, hele sen otur ben biraz sağa sola bir telefon edip bakayım kimden yararlanabiliriz” der Mustafa ve başlar araştırıp soruşturmaya. Sonunda bulur adamını. MHP’nin Türkeş dönemindeki Genel Sekreter Yardımcısı değerli dostumuz Haluk Pirimoğlu’nun (şimdi de MHP MKYK üyesidir), Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav’la çok samimi olduğunu öğrenir.
Kalkar Haluk’un yanına gider, durumu anlatır.

Haluk açar telefonu, Cavcav’a aktarır bu talebi.
Cavcav sorar “Halukçuğum bu çocuk hangi mevkide oynuyor, onu de, eğer ihtiyacımız olan bir mevki ise, alırız niye almayalım?”
Haluk döner Mustafa’ya sorar. Mustafa mevki falan bilmez, sormamıştır da çocuğa, boynunu büker. İşi düzeltmek gene Haluk’a düşer:
“Yahu İlhan Abi, ülkücü bu çocuk ülkücü, her mevkide oynar!”

Bakanı “İzole” yerien “İzale” Etmek
“Üstlenir sağlarız” dese anlar herkes; demez, “deruhte-temin ederiz” diyerek, lügat paralar, bilgiçlik taslar, duyan cahil takımı da “sihirli sözcükler” söylediğini sanır.

Her konuşmasında mutlaka “deruhte-temin” li bir tümcesi vardır Dırro Hasan’ın. “Deruhte-temin” ettikten sonra, rakamları da konuşturur arkadaş…. Sözgelimi Ulaştırma Bakanı mı gelmiş, bizimki çıkar ilçe başkanı sıfatıyla kürsüye, anlatır: “Geçmiş iktidar zamanında demiryollarının toplam uzunluğu şu kadar, toplam karayolu ağı da bu kadardı. Bizim parti, şu kadar karayolu, şu kadar demiryolu yaptı, bunun toplam maliyeti bu kadardır”

Bakan’ın biri alayla sormuş buna: “Yavu Dırro, sen nerden buldun bu rakamları, vallaha bende yok bu bilgiler…”
Bizimki fena alınmış bu söze: “Sayın bakan! Sayın bakan! Bana teşekkür edecek yerde alay ediyorsunuz!… Kendiniz söylemediğiniz gibi, bizim anlatmamıza da engel oluyorsunuz! Halk çılgınca alkışladı beni, görmüyor musunuz?” diye yakınmış.

Ya o eski Bakan’a dedikleri… Eski Bakan, bir akrabasını ziyarete geliyormuş o ilçeye, buna telefon açıp:
-Hasancığım, ben geliyorum, sana da uğrayacağım. Yalnız, beni iyi izole edeceksin, kimse görmeyecek, yoksa çevreme dünya kadar adam toplanır, işin yoksa laf anlat onlara, eski meski dinlemez dert yanmaya kalkışırlar.
Hemen güvenceyi vermiş bizimki:
-Tamam… Ne demek Sayın Bakan… Siz hele teşrif buyurun, sizi izale ederiz güzelce…
Gülmüş kahkahalarla Bakan.
-Yahu ben gizle, yalıt beni diyorum; sen, seni gideririm diyorsun, yoksa temize mi havale edeceksin beni…
Yalıtık Bakan’a, Bakan giderici İlçe Başkanı… Böyle bağın böyle bülbülü olur öyle değil mi?

En Büyük Tehlike Münafıkizm
Erzurum’un Aşkale İlçesinde partilileriyle sohbet ediyordu rahmetli Alparslan Türkeş. Bir yaşlı partili elini kaldırıp söz istedi:
“Albayım, sen hep, Türkiye için en büyük tehlike komünizmdir diyorsun…”
“Evet… Sence de öyle değil mi?”
“Yok bence öyle değil, asıl tehlike başka…”
“Allah Allah, yahu neymiş, söyle de biz de öğrenelim…”
“En büyük tehlike münafikizm… Türkiye bunu yense, iş tamamdır, komünizm ne ki, vız gelir bize…”

831 Kez Toplam, 4 Kez bugun okundu

Tweet