AKILLI DEVLET!

AKILLI DEVLET!

İnsanların gelecek planları vardır, devletlerin de öyledir. Devletler, dünyanın gidişatını ve bölgesindeki olayları izler, 10-20-30 yıl sonra nelerin olabileceği konusunda senaryolar geliştirir ve süreç içinde gerçekleşen olaylara göre senaryosunu güncelleyerek kendisini yarınlara taşıyacak adımları şimdiden atarlar. Bunu yapabilme becerisine göre devletler, karar veren ve rüzgarda savrulan devletler olarak ikiye ayrılır. Türkiye hangi kategoride diye sorarsanız, son günlerde yaşanan iç ve dış olaylara bakıldığında ikinci kategoride olduğunu söylemek zor değildir.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra, ülkeyi yöneten siyasetçilerin oy avcılığı yapmaya dönük senaryoları dışında, ülkeyi geleceğe taşıyacak senaryoları olmadı. 
Kendi milli ekonomisini tamamlamadan ve koruyucu önlemler almadan yabancı sermayeye kapılarını sonuna kadar açmanın bugünkü bağımlı ekonomiyi doğuracağını, milli zenginliklerini işleyecek teknolojik alt yapıyı oluşturmadan madenlerin yabancıların işletmesine açılmasının bizi hammadde tedarik eden bir ülke konumuna sokacağını, küreselleşme söylemlerinin ülkenin silahsız işgaline yol açacağını göremeden amansızca özelleştirmeye başlanmasının gelecekte stratejik açıdan ne gibi sıkıntılar doğuracağını, PKK denen terör belasının biran önce bitirilmemesi halinde 30 yıl sonra nasıl bir aşama kaydedeceğini, eğitim sisteminin bilgi ve değer üreten bir yapıya kavuşturulmaması halinde yüksek teknoloji hamlesinin yapılamayacağını göremeden ve tüm bu ve diğer hususlarda gündelik siyaset yerine yarına dönük hamleler belirleyen siyasetin uygulanamaması ülkemizi bu hale getirmiştir.

Irak'ın üçe bölündüğünü ve başındaki kukla hükümetin şimdilik orada durduğunu ve Suriye'de yapılmak istenenlerin de buna benzer olduğunu anlamadan, hala ne olduğu belli olmayan terör örgütlerinden Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamalarını beklemenin, devlet idare etmekle bir ilgisi yoktur.
Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’taki Kürtlerle, bölgede bir ‘‘Birleşik Kürdistan’’ ortaya çıkaracakları, gündüz güneş, gece de ay kadar aşikar iken; Çin, Rusya ve İran’ın ulusal çıkarları her hal ve koşul altında gelgitler yaşasa da, hayati olarak değişmeyeceği, sırf füze kalkanı projesinin bile onları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya yettiği ve Rusya'nın Akdeniz'e inme planlarından vazgeçmeyeceği, Suriye'deki üslerini korumak için her şeyi yapacağı ortadayken ve PKK terör örgütünün de Birleşik Kürdistan amacının Türkiye'de faaliyet gösteren ayağı olduğu açıkken politikalarını buna göre belirlemez, saçma sapan ve olayın esası ile ilgisi olmayan çözüm süreci veya barış teraneleriyle günü savuşturmaya çalışırsan bu günlere gelirsin. Sonra, senin "eli kanlı Esat" dediğin kişinin, Rusya'da kırmızı halılarla karşılanışına şaşar kalırsın.
Bir çok meselede Türkiye'yi yöneten siyasetçilerin durumu budur. 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yazık ki, hiçbir zaman "Akıllı Devlet" olamamıştır. Geleceğe dair senaryoları olmadığı gibi, geleceği öngören ve dillendiren insanları yok eden bir sistemle yönetilmiştir. Bizim siyasetçilerimiz, senaryolardan ancak sahte davalar çıkarmayı becerebildi!
Türk siyaseti; bireysel hayatında yaşamın anlamını kavrayamamış, aklı hala geçmişle meşgul, sıradan hayatlarını ideal olarak gören kalıplaşmış zihin yapılarıyla kurdukları dünyalarını ve hayat tarzlarını topluma dayatan siyasetçilerin gündelik işlerinden ibarettir. 

Biran önce ve yol yakınken "akıllı devlet" olmayı becermek zorundayız. Bu da ancak sağlıklı düşünebilen, dünyayı okuma kabiliyetine sahip, yetenekli ve genç beyinlerin yönetime gelmesi ile mümkün olabilecektir.

Sevgili gençler, kalıplaşmış siyasetçilerin size biçtikleri rollere değil, Avrupa'da 20 li 30 lu yaşlarda bakanlık görevlerini üstlenmiş gençlerin neler yapabildiğine bakın. Artık siyasete el atma zamanınız geldi de geçiyor. Bunu yapmazsan, yarın bu gidişin bedelini de senden başkası ödemeyecek. 
Geç kalmak kötüye işarettir. 
Şimdi tam zamanı. 
BİZE KATILIN!

Recep BAKIRCI
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı