Gölcük’te Bir Kara Yobaz

cazim_gurbuz_slayt

Gölcük’te Bir Kara Yobaz, Karabekir, Kürtler ve Türklük…
Cazim Gürbüz

2011 genel seçimlerine bir hafta var. Seçim çevrem Kocaeli’nin Gölcük İlçesi’nde esnaf ziyareti yapıyoruz aday arkadaşlarım ve parti yetkilileriyle.
Otuz yaşlarında, yüzünden yobazlık akan birisi yaklaşıyor yanıma soruyor: “Genel Başkanınız General, niye Çanakkale’de Kürt yoktu, dedi”.

Güzellikle anlatmaya başlıyorum ya, herifçioğlu’nun dinlemeye hiç niyeti yok. Hani Nasrettin Hoca, eşeğine turşu yüklemiş, dolaşıp satacakmış. Girmişler bir mahalleye, Hoca ne zaman ağzını açıp “İyi turşu var, turşuya gel” diyecek olsa, eşek anırmaya başlıyor, hocanın sesini bastırıyormuş. Hoca dayanamamış sonunda “Sus be! Turşuyu sen mi satacaksın, ben mi?” deyivermiş. Bu da öyle, Kürt’e de benzemiyor, şivesi Karadenizlileri andırıyor. Baktım ki, Hoca’nın eşeği tavrında, “Yahu sana ne be adam, sen Kürt müsün?” diye sordum. Değilmiş, yanılmamışım, Trabzon kökenliymiş (Trabzonlulara kurban olsun). Değilmiş de, Kürtleri aşağılamak doğru muymuş, onlar da din kardeşimizmişler.

Anlaşıldı, buna kendi yöntemince yanıt gerek, ondan çok bağırmak gerek.

Bağırdım ve konuşamaz hale getirdim yobazı.

Zoruna gitti bu yenilgi yobazın, başka koldan vurmaya kalkıştı bu kez:
“Peki… Kazım Karabekir’i niye yargıladınız?”
“Kim, biz, öyle mi?”
“Hee… Siz… Sizin zihniyetiniz… Sizin dedeleriniz…”
“Kardeşim… İzmir suikastını duyduğu halde Atatürk’e haber vermemişti, bundan dolayı yargılandı ve beraat etti. Bak bugün de birçok Paşamız yargılanıyor.”
“Onlar başka, onlar darbeci, Karabekir gibi bir adamı yargılamak namussuzluktur”

Cinlerim başıma üşüştü o an, şekerim yükseldi:
“Ulan iyi ettik yargıladık” dedim.

Bağırtımızı duyan komşu dükkânlardan bazı kişiler dışarı çıktılar. Muhtemelen onun büyüklerinden olan biri olan yaşlıca bir adam “Bana bak, misafir onlar, tartışma, ayıptır, uzaklaş” dedi, böylece kavga etmemizin önüne geçti.

Bu yobaz, bu Karabekir aşkında (!) yalnız değildir. Son yıllarda, AKP ve bazı gerici çevreler, Cumhuriyetin ve Atatürk’ün zayıf tarafının İzmir Suikastı ve bu suikastta, Atatürk’ün yakın silah arkadaşı bazı Paşaların yargılanması olduğu sanısıyla, bu işi parmaklarına ve dillerine dolamışlardır. Yandaş ve yanaşma bazı yazarlar, televizyon tartışmalarında sık sıkı sözü Atatürk-Karabekir anlaşmazlığına getirip buradan ideolojik ve siyasal rant elde etme yoluna gitmişlerdir.

TRT de bu kervana bir Karabekir belgeseli ile katılmıştır, sık sık da bu belgeseli göstermektedir. Öyle bir tablo çiziliyor ki, sanki Kurtuluş Savaşı’nın tek kahraman paşası Kazım Karabekir’dir. Mareşal Çakmak’ın, Kazım Özalp’in, Fahrettin Altay’ın, İsmet İnönü’nün, Asım Gündüz’ün, Deli Halit Paşa’nın hiçbir rolü yoktur, onların esamesini okumaya gerek yoktur. Bu kahrolası zihniyet, Atatürk’ün “Hoca Paşam” dediği, beş vakit namazlı, ağzı dualı Mareşal Çakmak’ın adını anmazlar da, sırf Atatürk’e anlaşmazlığa düştü diye Karabekirci kesilirler birdenbire.

Bunlar, Karabekir’i çok seven, onu öykülerine sokan beni bile Karabekir’den soğutacak noktaya getirebilmişlerse, sıradan insanda yapacakları tahribatı düşünün.
Öyle bir Karabekir portresi çiziyorlar ki, tam bir gerici, yobaz, cumhuriyet karşıtı ve karşı devrimci…

Acaba öyle mi? Bu yazıda onu irdeleyeceğiz. Karabekir Paşa’nın ilerici ve çağdaş uygulamalarını, Kürtler hakkındaki görüş ve tespitlerini ve Türk Milliyetçiliğini, kendi ifadeleriyle ortaya sereceğiz.

Karabekir’i kullanmaya kalkışanların dilinden bugünlerde “barış süreci” sözü düşmüyor ya, bakalım bu Paşamız kendi eserlerinde Kürtlere dair neler demekte.
Açalım “Kürt Meselesi” adlı eserinin 52. sayfasını okuyalım:

ÇOK HİLEKÂR VE YALANCIDIRLAR
“Kürt rüesası (reisleri, ileri gelenleri), eski Avrupa şövalyelerinden farksızdırlar. Aşiret fertlerini daima bir derebeyi kudret ve becerisiyle yönetmeyi ve onları pek zorbaca bir baskıyla avuçlarında tutmayı bilirler… Kendilerine iltica edenleri ölmedikçe vermezler. Soygunculuğu, talancılığı çok severler. Hırsızlık, talancılık yapanlar, aşiret reisleri içinde el üstünde tutulurlar. Kanundan, nizamdan korkar ve ürkerler.

Çevreleri ve yaşayış biçimlerinin ruhlarında doğurduğu başıbozukluk onlarda birbirine aykırı, makbul ve nefret edilesi duygular ve huylar oluşturmuştur. Ruhen bağlılık duymadıkları hükümet memurlarını, geçici bir bela gibi görürler. Bu memurlara karşı daima ikiyüzlü davranırlar. Kişisel olarak cesur oldukları halde, medeni cesaretleri yoktur. Hemen ayrılabilir ve kolayca ayartılabilirler.

Çok hilekâr ve yalancıdırlar. Kendilerine fenalık yapması olası kimseler ve kendilerinden güçlü olanlardan korkarlar. Bu gibilere yaltaklanırlar.

Düşmanlarının zayıf zamanlarından istifade etmeyi bilirler ve bu anı takdir edecek yetenektedirler. Genellikle askerden çok korkarlar.
(…) Mazileri ile övünürler. Kürtler arasında on-on beş batınlık soyunu bütün dal ve budağıyla bilenlere çok rastlanır.”
Bunlar ön bilgi olsun, şimdi de 93 Harbi, I.Dünya Savaşı ve 1920 yılının Eylül ve Ekim aylarında Kars ve Gümrü’ye doğru yapılan Ermeni Harbi’nde Kürtlerin ne yaptıklarına bakalım.

Aynı eserin 56. sayfasına bakalım şimdi de:

“93 Harbi, Harb-i Umumi ve son Ermeni harekâtında aşiretlerden layıkıyla yararlanılmadığı gibi bazı aşiretlerin yalnızca yağma amacıyla bu harekâtlara katıldıkları saptanmıştır. Düzenli muharebede hiçbir şey yapamazlar. Düşman ricat ederse, talan için takip ederler. Sıkı muharebe günleri ile talan günleri, aşiretin firar günleridir. Sayıları hiçbir gün belirli olmaz. Top ve makineli ateşinden çok yılarlar. Yakın muharebede sebat dayanıklılık gösteremezler.”

İyi mi? Keşke bu satırları o Gölcüklü yobaza da okutabilsek… Bir şeyi daha okutabilsek, Paşa, Şeyh Sait isyanında, isyancıların tüfeklerinin üzerine Kelam-ı Kadim astıklarını da yazıyor bu eserinde. Yani bugünkü gibi, gericilik ve bölücülük kol kola…

KARABEKİR SAĞLAM BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ İDİ, TÜRKLÜĞE ÂŞIKTI…
İki marş yazmıştır Karabekir, Kurtuluş Savaşı yıllarında, birini de İstiklal Marşı olarak yazıp yakın arkadaşı İsmet Paşa’ya yollamıştır. Bu marşların sözleri, Karabekir’in Türklük aşkını apaçık ortaya dökmektedir. Türk düşmanlarının ona sahip çıkmaya çalışmaları boşunadır, geri tepecektir.

İşte “Türk Yılmaz Marşı”:
“Düşmana kalsa/Tek bile kalsa/Türk hiç yılar mı?
Türk yılmaz, Türk yılmaz/Cihan yıkılsa Türk yılmaz”

Karabekir Paşa’nın bu marşın altında bir iliştirisi var diyor ki: “Bu prensibi kabul etmeyene Türk denmemelidir”

Ve bu da işte o öbür marş:
“Ya istiklâl ya ölüm
Vatanım, milletim, sancağım, evim
İstiklâlsiz yoktur yerim
Zincir vurdurur mu Türkler boynuna
Varlığı fedadır vatan yoluna
Biz tarihin Türk dediği yılmaz milletiz
Hür yaşar hür ölür nurlu ümmetiz”

BAŞI AÇIK VE MÜZİKLE YEMEK YEME ADETİ
Kazım Karabekir Paşa, öyle yenilikler getirmiş ki, bu okuma özürlü yobazlar duysalar ya da bilseler bir daha adını anmazlar. Bakın neler anlatıyor o eserinde:
“Bütün harp boyunca karargâhtaki bandoyu en yüksek düzeyde bulundururdum. Öğle yemeklerini daima musiki ile yemek âdetimdi. Soframız bir Avrupalı gibi düzenli ve henüz başların açılması kabul olunmadığı devirlerde de soframda başı açık ve pek temiz oturmak adetti. Erzurum’a gelir gelmez, piyano, keman, flütten ibaret bir oda musikisi hazırlatmıştım.

Amerikalı General Harbord heyeti geldiğinde Türk-Amerikan ufacık bayraklarıyla süslü mükemmel bir Avrupa sofrası ve kendileri gibi bir subay heyeti ve güzel bir oda müziğiyle yemek yiyince çok mutlu olmuş ve demişti:
-Sınır boyunda bu medeni varlık her takdire layıktır. Fakat şimdiye kadar memleketinizde ilk olarak gördüğümüzü de söylemek zorundayım. Bunu için size iki katlı teşekkür ederiz.”

Yaa böyle işte…
Karabekir size değil, bize yakındır…

Kurtuluş savaşımızın bir kahramanı olarak onu biz saygıyla, takdirle, rahmetle anarız.
Atatürk’le anlaşmazlığa düşmüştür, bize göre haksızdır Karabekir. Atatürk kadar büyük bir adam olmadığı için kavrayamamıştır. Atatürk’ün yaptığı devrimleri. Sözgelimi Atatürk’ün Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye çevirme girişimine karşı çıkmıştır, tartışmıştır Atatürk’le, sonra da Atatürk’ün kendisine “Evet Kazım, Türkçe’ye çevirteceğim ki, Arapoğlunun yavelerini (saçmalıklarını) okuyup görsünler Türk çocukları” dediği iftirasını yaymıştır. Bugün bu sözleri bazı gericiler ve ne yazık ki Yavuz Bülent Bakiler gibi Türk Milliyetçileri de yazıp yaymaktadırlar.

Bakiler’e ve diğer tarih çarpıtıcılara, Azerbaycan’ın yaşayan en ünlü şair-yazarlarından olan, milletvekili Sabir Rüstemhanlı’nın sözlerini hatırlatarak bitirelim:
“Tarih öyle bir aynadır ki orada sadece bir kişi değil, bütün bir millet ve geçtiği yollar görülür.

Her zaman bu aynaya bakalım…
Bakalım ki yüzümüzün buruşuğu açılsın.”

“Türk Tarihi kadar tecavüzlere uğrayan, unutturulan, çalınıp talan edilen bir tarih yoktur.”

1,276 Kez Toplam, 3 Kez bugun okundu

Tweet