- Hak ve Eşitlik (HEPAR) Partisi - https://hepar.org.tr -

CEHENNEMDERE KANYONU

Yazar: Hepar On 15 Ocak 2015 @ 01:21 In Genel | Comments Disabled

soluu [1]

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok aylarca en çok okunanlar listesinde kaldı. Sadece emri altındaki askerler değil herkes onun PKK’ya karşı verdiği cansiperane mücadeleyi yazdıklarından biliyordu.

1993 – 1995′te Hakkari Dağ ve Komando Tugayı ve Güvenlik Komutanı olarak görev yapan Pamukoğlu Paşa sadece Doğu ve Güneydoğu’yu değil Kuzey Irak’ı en iyi bilen isimlerden biriydi. PKK ne zaman nerede konuşlanır, hangi aylarda kaç kişi nerede barınır, ne zaman ne yapar ve ona karşı nasıl mücadele edilir yine en iyi bilen komutanlardan biri oldu.

30′a yakın sayıda yapılan sınır dışı askeri operasyonların neredeyse tamamı onun yönetiminde yapılmıştı.

Biz ise bu ülkenin sıradan vatandaşları, asker yakınları, belki asker anaları, babaları, kardeşleri olarak bir PKK terör örgütünü biliyor, ülkemizin başındaki bu belaya her gün lanetler okuyor ve cenazeler kaldırıyor, cenazeler seyrediyorduk da oralarda neler oluyor elbette bilmiyorduk.

Gece, gündüz, soğuk, kar, kış tipi, dağ, tepe, bayır demeden aç susuz ve yorgun ve sırtlarında kilolarca ağırlıkla terörist avlamaya çalışan, kendini onlara karşı korumaya çalışan askerimizin, Mehmetçiğimizin nasıl mücadele ettiğini, nasıl savaştığını hatta ne hissettiğini bilmiyorduk.

Ordumuzun ne yaptığını ve malesef ne yapamadığını da…

Siyasetin neye izin verdiğini ve vermediğini de…

Hangi kirli tuzakların olduğu, hangi ülkelerin hangi gizli oyunlarının var olduğunu da…

Bunların pek çoğunu Pamukoğlu Paşa ve onun gibi isimlerin anlattıklarından, yazdıklarından artık biliyoruz.

”Cehennemdere Kanyonu” işte Osman Pamukoğlu’nun yine çok konuşulacak romanlarından biri.

PKK’nın Kandil’den sonraki en büyük ikinci kampı olan Zap Kampı’nın 20 asker ve 1 komutan tarafından tarafından basılışının öyküsü.

Kışın oldukça soğuk günlerinden birinde, PKK’lı teröristlerin hiç de baskın beklemediği dönemlerden birinde yola koyulur müfrezemiz.

Müfreze Komutanı Yüzbaşı Tayfun, tek aşkı, tek görevi, tek ailesi vatan olan gözü pek bir askerdir.

”Beyler” diye başladı söze:

Kar kesilirse bu gece güneye doğru yer değiştireceğiz. Çoğu savaş klasiktir. Bizimkisi aykırı savaş olacak. Karşı tarafı uçsuz bucaksız bu coğrafyada dağların sessiz tehdidiyle baş başa bırakacağız. Akıllarını karıştırıp psikolojilerini bozacağız. Şekilsizlik yaratacak, kızdıracak ve yönlerini şaşırtacağız. Hassas noktaları tekrar tekrar vuracağız. Tutulamayan kaygan bir misket olacağız. Su gibi sabit bir şeklimiz olmayacak. Ordu da rakibe göre değişmeli ve uyum sağlamalıdır. Dağılacak ve soyut bir durum yaratacağız. Alandaki şekilsizlik fiziksel güçleri kadar zihinsel güçlerinin de dağılmasını sağlayacaktır. Karşılaşınca güçlü ve şiddetli bir darbe indireceğiz. Savaş irade ile kazanılır, iradelerini kırıp bu karaçalıyı söküp atmalıyız.

Bu iradeyi gösteren, emri altındaki askerlerin bu iradeyi göstermesi için onları her an motive eden savaşa hazırlayan, ama bunu yaparken de zaman zaman bir baba, bir abi olan bir komutandır Yüzbaşı Tayfun.

Zap’a ulaşıncaya dek pek çok engeller, pek çok duraklar çıkar karşılarına. Gece baskınları ve pusular. Tek bir teröristi sağ bırakmayıncaya, sağ kalanları rehin alıncaya dek uzanan saldırılar zinciri.

”Afat”tır müfrezenin adı. ”Balabanlar” ve ”Buzkıranlar” adlı iki ayrı koldan oluşur. Bir komando üsteğmeni, bir komando teğmeni, iki komando asteğmeni, iki komando astsubayı, iki komando uzman çavuşu, iki komando uzman onbaşısı, ve on komando er.

Hepsi 30 yaşın altında 20 gencecik insan ve Yüzbaşı Tayfun.

Bana gelecek olursak hep şehirlerde oldum. Televizyon başında izledim olan biteni. Şehide en fazla cenazesinde yaklaştım, dağların, kampların adını en fazla duydum. Teröriste oturduğum yerde kızdım. PKK’ya oturduğum yerde lanet okudum. Mücadelenin tam da içinde ama hep siyaset tarafındaydım.

İşte ilk kez oradayım, dağlarda eksi bilmem kaç derece soğukta, teröristle burun buruna, ölümle yaşam arasında… Gece gündüz kesintisiz on beş gün konuşlanılan ana üssün uzağında. Sadece helikopterle gelen malzeme desteği, her an kesilme ihtimali olan telsiz bağlantısının tedirginliği ile…

Uzman Onbaşı Cemil’in üç ay önce bir çocuğu olmuştu. Hiç görmediği çocuğunun fotoğrafını herkese gösteriyordu. Bunu duyan Yüzbaşı çağırttı Cemil’i.

- Bir de biz görelim şu delikanlıyı herkese gösteriyormuşsun.
- Erkek değil kız, komutanım.
- Senin kızın da delikanlı olur Cemil.
- Sağolun Komutanım. Karım hastaydı. Geçen bayram arefeden bir gün önce doğum yaptı.
- Niye izne gitmedin o zaman!
- Yeni dönmüştüm sıra başka arkadaşlardaydı.
- Doğan çocuğunu görmediğini bilseydim seni müfrezeye almazdım.
- Olsun komutanım. Dönünce gider görürüm!
Yüzbaşı içinden ”inşallah” dedi.

Ben hep o inşallahı düşündüm roman boyunca. Cemil gerçekten görebilecek miydi minik yavrusunu?

Ne minik yavrular şehit olmuştu, ne minik yavrular yetim kalmıştı, ne babalar dönememişti çünkü evlatlarının yanına… Cemil’ler ve beşikteki delikanlı kızların varolma mücadelesiydi biraz da bu otuz yıl!

Savaşan ama bir o kadar da siyasetin sınırları içine kaybolan bir ordunun küçük bir kopyasıdır müfrezemiz. Asteğmen Murat ile Yüzbaşı Tayfun’un tartışmalarında Amerika ve Avrupa’nın PKK’ya desteğinden, siyasetin savaşanlar üzerindeki baskısına kadar pek çok sorunu okumak mümkündür. Dağlarda olmak ne yazık ki bu gerçeğin dışına çıkarmaz onları. Hele ki PKK’ya helikoptererle yapılan nerden geldiği belirsiz(!) silah ve ilaç yardımlarını birebir gördükten ve onlara elle dokunduktan sonra!

Yüzbaşı Tayfun simgedir. Ordu’nun içinden eğitimli ve eğitimsiz emri altındaki askerlerle, kısıtlı imkanlarla ve mücadele azmiyle donatılmış bir simge. Bazen de Pamukoğlu Paşa’nın kendisi oluverir. Onun gibi doğayla bütünleşmiştir ve doğadan güç alır. Her bir karış toprağı, her bir dağı, tepeyi, kampı, köşeyi, bucağı adı gibi bilir, tanır, hisseder ve savaşı başkalarının anlattıklarıyla yazanlara da en az onun kadar tahammülsüz onun kadar kızgındır.

Savaşı kendi yaşamış ve kendi yazmıştır.

Cehennemdere Kanyonu Pamukoğlu Paşa’nın en güzel kitaplarından biri. Müfrezemize neler olacak soluk soluğa okuyacaksınız. Şehit vermeden hedefine ulaşabilecek mi hep merak edeceksiniz. Doğanın çetin şartlarına karşı siz de ayakta kalmaya çalışacak bir yandan sağ kalmaya çalışıp bir yandan da terörün başını ezmeye çalışacaksınız.

Sevdikleriniz aklınızdan çıkmayacak ama hedefiniz hayatın merkezinde olacak.

Sonra yine hayata döneceksiniz. Yine şehit cenazeleri gidecek, yine ”şehitler ölmez, vatan bölünmez.” diyeceksiniz. Sonra bebek katili Apo gelecek önünüze ve ”çözüm süreci” ve ”barış” !

Lanet okuyacak ve sonra da keşke daha fazla Yüzbaşı Tayfun’lar olsaydı. daha fazla, daha fazla diyeceksiniz…

Yazının orjinal içeriğini görmek için lütfen tıklayın. [2]

Serap Yeşiltuna

2,312 Kez Toplam, 1 Kez bugun okundu


Sayfa Kaynagi: Hak ve Eşitlik (HEPAR) Partisi: https://hepar.org.tr

Yazdirilacak Sayfa: https://hepar.org.tr/cehennemdere-kanyonu-2.aspx

URLs in this post:

[1] Image: https://hepar.org.tr/wp-content/uploads/2015/01/soluu.jpeg

[2] Yazının orjinal içeriğini görmek için lütfen tıklayın.: https://hepar.org.tr/wp-content/uploads/2015/01/TÜRK-SOLU-OSMAN-PAMUKOÄĞLU-YAZISI.pdf

© 2014 Hak ve Eşitlik (HEPAR) Partisi.